27 Haziran 2012 Çarşamba

STEPHENIE MEYER-MIDNIGHT SUN


Ve dayanamayıp okudum...
Ne zamandır elimde, dosyayı açıyorum sonra yok hayır şimdi değil deyip kapatıyorum. Hatta kendimi ufak çocuklara benzettim hani elindeki çikolatası hemen bitmesin diye, ya saklar ya da minik minik ısırıklarla yer ya bazıları çikolatasını :) Aynen öyleydi ilk gün birkaç sayfa okuyup bıraktım zorla tabi ama sonra hooop bitiverdi dayanamadım.
Peki ne bu okuduğum?



"MIDNIGHT SUN" yani "GECEYARISI GÜNEŞİ"
My life was an unending, unchanging midnight.It must, by necessity, always be midnight for me. So how was it possible that the sun was rising now, in the middle of my midnight?
Hayatım bitmeyen, değişmeyen bir geceydi. Her zaman, gereksinim olarak, benim için gece olmalıydı. O zaman şu anda, gecemin yarısında, güneşin doğuyor olması nasıl mümkün olabilirdi?

Bilen bilir bu alacakaranlık serisini, ilk çıktığı zamanlarda çok önyargılı davranıp "aa ben hiç sevmem yok vampir yok kurt adam ıyhhhh tarzım değil" dediğim ama serinin ilk filmini izlediğimde hemencik gidip kitaplarını alıp 4 kitabı 5 günde bitirmişliğim vardır.
Sonrada dört gözle gelsin filmleeer deyip beklemişimdir lakin tadı damağımda kalmıştı onu da söyleyeyim.Ha bu arada tüm replikleride filmleri izlerken söyleyebiliyorum. Düşünün artık kaç kere izledim ^ ^
Şimdi de sabırsızlıkla serinin son filmi şafak vaktinin 2. bölümünü bekliyorum çok büyük merakla. Sonrada düşünüyorum onuda izleyince bitecek :( 


Tarz olarak Stephenie Meyer'ın kalemini gerçekten çok başarılı ve sürükleyici buluyorum. Bir diğer kitabı "host" yani göçebe yine konu olarak ilginç bir konu işlemişti o kitabı da o kalınlığına rağmen 1,5 günde bitirivermiştim. tavsiye ederim mutlaka okuyun. hatta yetmez mart 2013 te vizyonda oda mutlaka izlenmeli.


  
Neyse midnight sun'dan nerelere geldim dağıldım :) 
Alacakaranlık serisi bilindiği üzere Bella'nın gözünden anlatılmıştı bizlere. Ve ben aklımdan geçirirdim acaba burada Edward ne hissediyor diye. İşte bu kitapta aslında kitap demek yanlış olur maalesef kitap olamadan yazarın izni olmadan yazılmış olan 12 bölümü internete düşmüştür. Yazar bu olay üzerine kitabı yazmaktan geçici süreyle vazgeçmiştir. Kitapta anlatılan her şey Edward'ın bakış açısıyla anlatılıyor. Burada çok fazla detay vermek istemiyorum okuyun diyorum ve hissedin. İlk 12 bölüm draft modunda olduğu için eksikler yanlışlar elbette var ama yine değer diyorum. Gerçi tam kaptırmışken yarıda da kalıyor ama yine de güzel. Ne güzel bir aşk diyor insan :) Sanırım okudukça öyle içine dalıyorsun ki bütün gelgitleri kalbin ve mantığın savaşını yaşıyorsun.

Okumak isteyenler için ;
yazarın kendi sitesinden ulaşabilirsiniz. ayrıca oradaki playlist teki parçalarda cidden harika :)

Eğer Türkçe okumak isterseniz forum sitelerinde bulabileceğiniz gibi ben de mail atabilirim size. :)

24 Haziran 2012 Pazar

BUGÜNLERDE NE OKUYORUM - VOL.4

"SERENAD"
 Zülfü Livaneli

Kitap 2001 yılında, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevlisi Maya Duran’ın,  Amerika’dan gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner (1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış) ile karşılaşmasıyla başlıyor.
Kitap Maya’nın dilinden ben dilinde yazılmış ve olaylar o kadar güzel kurgulanmış ve kelimelerle o kadar güzel ifade edilmiş ki her sayfa okuyanı içine çekiyor. Betimlemeler aynı şekilde başarılı yapılmış diyebilirim çünkü okuduğum her sayfayı farkında olmadan gözümde canlandırdım.
Kitapta belki de nasıl yani diyebileceğimiz, olayların en gizemli hallerini aldığı nokta
profesörün isteğiyle Maya’nın onu soğuk bir kış günü Şile’ye götürmesiyle başlıyor ve dokunaklı bir aşk hikâyesinin tozlu yaprakları aralanıyor.

Serenad’ta,  60 yıldır süren bir aşkın yanında Yahudi Soykırımı ve beklide çok azımızın bildiği ki bende okurken öğrendim Mavi Alay gibi siyasi sorunlarda ele alınıyor. Altı önemle çizilen nokta ise, tüm siyasi olaylarda harcananın, gümbürtüye gidenin hep insan olduğu. 



Burada kitapta hoşuma giden yerlerden bazı kısımları yazmak istiyorum ilginizi çekeceğini düşünüyorum…

 “Bir gün dediklerimi değil demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri… Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır!

“ Başka bir gökyüzünü özleyerek…”

“Ortadoğu’da düşmanlıkla dostluk çok çabuk yer değiştirebilir.”

“Bastırılan öfke daha sonrası için tehlike yaratabilir.”

BARBAR eski Yunancada yabancılar için kullanılan bir kelimeydi. ‘yabancı’ anlamına gelirdi. Yunanlı olmayan herkes Persler ve Asya halkları barbardı. Bu kelime Avrupa tarafından benimsendi ve Avrupalı olmayanlar için kullanılmaya başlandı….”



“İnsanın değerinin sadece insan oluşundan geldiği; din, milliyet, cinsiyet, renk, cinsel tercih, siyaset gibi bir takım ön sıfatlarla ayrımcılığa uğratılmadığı bir hümanizm anlayışı…”

“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi. Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama. Kendini koru, insanlara karşı kendini koru.”

“Her yolculuk bir kader birliğidir diye düşünürüm, ama insanlar bunu bilmiyor.”

“İnsanlar başlarına gelmeyince durumu ANLAYAMIYOR”

“Her iktidar öldürür. Kimi daha çok kimi daha az.”

“Coğrafya kaderdir.”



çok zevk alarak okudum umarım siz de beğenirsiniz...

22 Haziran 2012 Cuma

20 Haziran 2012 Çarşamba

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ :)

Cuma okuldan çıkar çıkmaz düştüm yollara akşam Adapazarı'na geldim.
Edişimle geçirdik hafta sonunu.
Ama önce düğün :)
Üniversite'den arkadaşımın düğünü vardı cumartesi fırsat bu fırsat yıllar sonra görüştük buluştuk, hasret giderdik. Doyamadık birbirimize. Düğün Gebze'deydi  
Biraz erken gelip Gebze Center'da vakit geçirdik.
8 yıl sonra Aysuncumla tekrar görüşünce tuhaf olduk, eskiye döndük.
Okul yıllarımızı hatırladık :)
Akşam düğünü bitirdik döndük Adapazarı'na...
VİB'de oranın vazgeçilmezi gibi her yerden çıkıyor nasıl bir firmaysa
Eda'nın değimiyle
VİB=very important bus :)
^ ^ 

Pazar sabahı Sapanca'ya gidip önce sahilde yürüdük...
süper bir kahvaltı yaptık edişimle :)

ördeklerimizde vardı bizden yemek bekleyen :)


mavi...
yeşil...

Sapancadan sonra az ileride Kırkpınar'a geçtik






Kırkpınardaki belediye binasına bayıldım.
ve dönüşte Ada..
Adapazarında kısaca bu ifade kullanılıyor, ortama ayak uyduralım :)
Edişimin fix mekanı Orman Park




yorucu ama bir o kadar güzel hafta sonu da rüzgar gibi geçti.
tadı damağımda özlemlerle :)
her şey için teşekkürler

19 Haziran 2012 Salı

"HER RENK" MANYAKLIĞI - VOL.5


yazın vazgeçilmezleri :)
lacivert-beyaz
kırmızı-siyah

AQUA LIFE

Genelde Kuşadasında su parkı günü yapacaksak tercihimiz hep Adaland olurdu. En son Aqua Fantasy e nezaman geldiğimizi hatırlamıyorum bile ama bu sefer internetten aldığımız indirimli biletlerimizle buraya geldik. Ben görmeyeli epey büyümüş gelişmiş ama hakkını yemeyeyim. Adaland kadar olmasada. :)
Bu arada normal yüzme havuzunu beğenmedim derinlik olarak tatmin edici değil açıkçası fakat havuza kurdukları bar olayı başarılı diyebilirim.


Sinemcimle ben geçmiş bizden modlarında havuz kenarında bir yandan kitap okuyup bir yandan lak lak ederken bizimkilerin hadi ama hadi ama baskılarıyla zar zor kalktık yerimizden.
Maviyle başladık cümbür cemaat. Eh fena değildi işte :)
Adranelini pek sevmeyen ben ve Sinem için çokta iyi bir başlangıç değildi açıkçası.
Bizimkilerde bizim aksimize coştular gün boyunca o kaykaydan bu kaykaya derken denemedikleri kalmadı.


Soldaki dörtlü mavi bizimkilerin en favorisi oldu.
Kim daha önde bitirecek hurraaaa :)

kaybediş :)



Gelelim vukuatlara...
bizimkiler çok hainler, bizde bildiğin saf :)
şu beyaza dediler ki neymiş aile kaydırağıymış.
4 kişi binebiliyorsun.
dedim ki en yüksekteki kaydırak aile kaydırağı mı olurmuş falan fıstık
çalışanlarda katılmış bizimkilere kandırdılar bizi, bindik...
hayatım gözlerimin önünden geçti vol.1 olduk :)
uçuşa geçtik resmen ben kapattım gözlerimi sinemcimin sesler gitti çığlık atmaktan.
Fenaaa...
hayatım gözlerimin önünden geçti vol.2
ortadaki açık mavi ve koyu mavili olanla devam etti. Yetmedi çektiklerimiz, kandırıldık yine inandık.
ben bu seferde dedim yok bu tehlikeli file var tepesinde binmemde binmeeem.
bindim :)
Sefgülüste çakal önce biz binelim deyip atladı hemen bota.
İki bölüm var 90 derece dik açı hoooop iniyoruz aşağıya
koptum bittim mahvoldum :)
iner inmez nasıl bağırıyorum sineeeeeem binmee binme
herkes duymuş yukarda bizimki heyecandan duymamış aşağıya indiğinde
bembeyaz olmuştu.
15 dk kadar gelemedi kendine.
Adranelin severler için harika bir deneyim
amaa :)

Neyse şoklar falan neysede iş güç koşturmaca derken sezonu açtık hayırlısıyla :)
Darısı açamayanlara :)




18 Haziran 2012 Pazartesi

CANIM BABAM

Hafta sonu şehir dışında olduğumdan ve
yazma fırsatı bulamadığımdan şimdi yazabiliyorum
canım babama dair yazımı.
bu babalar gününü 1 hafta önceden kutladık seninle
bu seferlik böyle olsun ne diyelim :)


"Sen varsan eğer yanımda gözüm kapalı dalarım ben her şeye"
Sonsuz güven...


Sen varsan başka hiçbir şeye yada kimseye ihtiyacım yok (annem hariç tabi ^ ^ :)
Nasılsa babam halleder...
Eee babam yapar...
Babam bilir... :)
On parmağında on marifet,
hayatımdaki en değerlim canım benim.

Hatırlıyorum...
 babam gitar çalarken ben de çalmaya çalışırdım boyumdan büyük gitarı,beceremezdim :)
babam ava giderdi ben de tuttururdum avcıyım ben de diye,
o oynuyor diye ben de basketbol oynadım :)
hatta o kadar ki yaş 6 civarı, bir gün o sigara içerken ben de içeceğim diye tutturmuştum :)
Öyle bir azar işitmiştim ki oooff offf bir daha sigara mı aslaa
kısacası
babam ne yapsa ben de yapardım.

Bir gün balığa giderken ben de geleceğim diye tutturdum yine,
aldı beni de yanına dünyada benden mutlusu yok artık,
beni nehirde karşıya geçirirken yağına oltanın iğnesi batmış, eğilip çıkarsa ben omzundayım suya düşeceğim, tabi farkında değilim o zaman hiçbir şeyin, karşıya geçinceye kadar gıkını çıkarmamış benim "canım" , beni sağlama alınca oturmuş çıkarmış anca ayağına batan oltanın iğnesini.
Acısını siz düşünün artık
Hala ne zaman bu olayı anlatsa babam içim sızlar.
Nasıl öderim ben senin, annemin hakkını...



Çocukken adı üstünde çocuğuz işte annemin sevdiği ne varsa kırıverirdik hep. Hep kardeşim kırar kabak benim başıma patlardı. Bir gün yine böyle bir kırık vak'ası sırasında kardeşim annemin en sevdiği kristal meyveliğini kırıverdi. Odada sehpanın üzerindeydi en son gördüğümde sonra bir baktım yok olmuş yerde birkaç parçaya ayrılmış :)
çocukluk işte topladım hemen babam yapar dedim süper babam benim :)
Ne de olsa her şeyi yapabilir babam.
Benim kahramanım o
hayır kırık kalsa ne olacak sanki annem vuracak mı bizi işte kendi kendimize heyecan yaratıyoruz. Topladım parçaları babam gelene kadar sakladım, gelincede gizli saklı gösterdim.
Canım ya biz üzülmeyelim diye hiç üşenmedi tek tek yapıştırdı onu sonra hiçbirşey olmamış gibi koyduk yerine. Güya annemde hiç anlamadı.. :)
Ne güzel günlerdi o zamanlar
canlarım benim sizleri çok ama çok seviyorum.
canım kardeşim seni de çok seviyorum.
Hayatımda olduğunuz için ve beni dünyaya getirdiğiniz için çok şanslı olduğumu biliyorum.
Her zaman beraber olmak dileğiyle...

11 Haziran 2012 Pazartesi

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ :)

I.
benim kuzucuklara teeee kıştan kalma sinema sözüm vardı
yoğunluktan anca vakit bulup gidebildik işte.
ama önce aç karınlarımızı doyuralım :)
 sonra "Pamuk Prenses ve Avcı"
sinema yetmedi birazda alışveriş 


II.
mini mini birlerimiz gösteriler  yaptı okuma bayramlarında

bizde en az onlar kadar şendik :)

eğlendik...
şarkı söyledik...
halay çektik...
güldük...

III.
son günler diye habire pozlar verdik
 şımardık...
sınıfımızdan ayrılamadık :)
jenga da oynadık :)
yendik yenildik...


kolumuzu da kırdık :(

 ama doğru yolu da bulduk :)
bu arada Emrecim koyu fenerlidir ben bunu yazarken malum not  haftası gıkını çıkaramadı :)

şarkı söyleyip 
konser verdik ...

keplerimizi fırlattık :)
eski günlerime dönüp ben de kep-cüppe giydim :)
 
büyükler mezun olurda minnacık anasınıfımız mezuniyet yapmaz mı :)

ve herşey bittiğinde ...
hala yılmayıp ayaktaydık :) 
sonra oturduk ve baktık halimize
^ ^
1 eğitim öğretim yılını da böylece devirmiş olduk :)
sevgiler...